35 ve yeni

her sene ekim ayı gelince başlarım heyecanlanmaya, yeni yaşım için dileklerde bulunmaya, kutlamayı planlamaya... iki yüz kişilik doğum günü kutlamam da oldu, iki kişilik de...

bu sene yaşımın 35 olmasından mı , kazandığım deneyimlerden mi,  anlık ruh halimden mi,işimin organizasyon olmasından mı bilmem büyük bir kutlama istemedim, yemek yiyelim, pasta yiyelim, iyi ki diyelim istedim sadece...



kendimce bir deney yaptım facebooktan doğum günü tarihimi sildim, facebook hatırlatmasın,hatırlayan hatırlasın, hatırlamayanın canı sağ olsun dedim ve çok şaşırdım... hiç aklıma gelmeyen isimler hatırladı, beni mutlu ettiler...

doğum günlerini neden bu kadar sevdiğimi düşündüm, sevildiğini hissetmek olay, sen doğdun diye birilerinin mutlu olması, ilk ben kutlamayalım diye saat kurması, güzel bir fotoğraf paylaşması, haberi olmadan benim beğendiğim bir şeyi bana hediye etmesi, araması, mesaj atması, hayatta iyi şeyler yaptığım gösterisi, güzel insanlarla karşılaştığımın, iz bıraktığımın izi...

tam 35 mumlu bir pasta üfledim bu gece, ve diledim ki yanımda olanlar hep benimle olsun, eksik olanlar tamamlansın, sağlıklı olayım, ailem sağlıklı olsun, işim iyi olsun, daha iyi bir insan olayım...




fotoğrafta çok güzel çıkmamışım bence, yine de dursun burada, önemli olan güzel çıkmak değil,anı yaşamak değil m? ağzımda ki dişimden çok yaşım var hayatta... 


bir 35 yıl yaşar mıyım diye düşünüyorum, ya geçirdiğim zaman hayatımın uzun dönemi ise, melankolik bir ruh hali değil, daha azimliyim, daha yapmaya niyetli olduğum çok iş, bitireceğim çok proje, kalbine dokunacağım çok insan var...

yeni yaşımda yeni bir dil öğrenmeyi, yeni bir hobi edinmeyi, daha çok kitap okumak, daha çok kelime öğrenmek, kendime daha iyi bakmak, kendimi daha iyi tanımak istiyorum...

yeni yaşımda insanların hayatına daha çok dokunmayı, daha yararlı olmayı, iyiliklere vesile olmayı diliyorum...


ve her zaman ki ben herkes mutlu olsun istiyorum, kalbinde iyilik olan herkes...

öptüm, bye 






evli ve 1

her seferinde aynı şekilde başlıyorum yazmaya, yazmayalı çok uzun oldu, bahaneler, sebepler, ertelemeler... aslına taslaklar dolup taşıyor, yayınlama kısmı kalıyor, duruyor... 

bu yazım eşime hediyem... 365 günü evli olarak geçirmemize hediye... okur mu emin değilim, dursun yine de buralarda...

evlendiğimizde ben 34 yaşındaydım, ağzımdaki dişimden çok yaşım vardı hayatta, iyi ki bu yaşta evlenmişim diyorum kendime, daha olgun ne istediğini bilen,daha az inatçı ve biraz daha az nazlı...

instagram ki pembiş gelinlerden olmak istemesem de, yazmasam olmaz ben eşimden çok razıyım, yol arkadaşlığından, hayal ortaklığından, desteğinden, varlığından...

evlilik benim deneyimlediğim kadarı ile süper bir şey, evet kesinlikle kadının yükü çok artıyor, annemi çok özlüyorum, iyi ki aramızda sadece 2,6 km var:) tabakların kendi kendine bulaşık makinesıne girip, sonra yerine geçmediğini öğrendim, bir de çorap sorunu var, evin her yerinde özgürlüğünü ilan eden bağımsız ev aksesuarı olabilen. bir yıl boyunca hiç ütü makinesi ile bir iletişim kurmadım, yardımcı ablamız sağ olsun, kendime belirlediğim süre sona erdi ve birinci yılımızı kutladıktan sonra yaşasın? ütü yapmak...

sabah uyanınca görmek güzel, akşam gelişini beklemek, başında garsonlar olmadan konuşmak, ilk su getirir misini söylemek, alarmı sen kur demek güzel...

ben kendi işimi yapıyorum, hem patronum hem işçi, başım sıkışınca yardım isteyebilmek güzel...

kocam ben seni çok seviyorum, dilerim nasip olur 100. evlilik yıl dönümümüzü kutlamak... dilerim o zaman ben daha az konuşur, sen daha az duyarsın :) 

tabii ki hayat toz pembe değil, tenceresiz  tavasız olmaz evlilik, yıl dönümümüz kutlu olsun...



bu yazının şarkısı https://www.youtube.com/watch?v=IjiDMyUJ0NU
düğünde olmadı, önümüzde ki senelerin birinde benim sesimden sana söylenecek...







kadınsan yaparsın ve buluşma

sosyal medya sayesinde buldum "kadınsan yaparsın" grubunu ve buluşmalarını okuyanlar bilir benim de böyle bir hayalim vardı, henüz gerçekleştirmeye fırsat bulamadığım, ilgilenenler için yazdığım yazı  olmuşunu buldum, buluşmaya gittim çok keyif aldım.

grubun kurucusu Tuba İlze, "Kadınsan Yaparsın" isimli bir de kitabı var, kitapta öğrendiğimiz, unuttuğumuz, hatırlamaya ihtiyacımız olan teorik bilgilerin yanı sıra kendi işinin patronu olmanın psikolojik yanları da değinmiş. yazarımız öncelikle gerçekten bir yazar, kariyerine  Dünya gazetesinde köşe yazarlığı ile başlamış, o da bir hayal üzerine düşmüş yola... bir gün evinden çıkmış   yürürken dükkanların arasından geçerken, hayal etmiş, keşke demiş kadın esnaflarımız olsa, kadınlarımız tüketen kısımdan o sihirli, güzel ellerini üreten kısma uzatsalar, manavın, marketin,kuru yemişçinin kadın olduğu hayalini kurmuş. kitap yazmasının amacı da kadınları cesaretlendirmek, kadınsan yaparsın dedirtebilmek. 



ilk buluşmayı 1 Aralık tarihinde İstanbul'da gerçekleştirmiş, benim katıldığım 6. buluşmaydı Ankara'da, bu buluşmadan sonra sırada Bursa ve Bodrum buluşmaları var.

peki buluşmada ne yaptık, ne konuştuk sonuçta ne oldu? önce Tuba Hanım kısacık kendini anlattı, diğer buluşmalarda kurulan iş birliklerinden örnekler verdi ve sonra tüm katılımcılar kendi hikayelerini anlattılar. Tuba hanım aynı zamanda KOSGEB ile çalışmalar sürdürdüğünden çok alkış alan yeni uygulamayı anlattı, bilirsiniz eksiden krediden yararlanmak için projenizi yazmanız, şirketinizi açmanız gerekirdi, şimdi ise işleri biraz daha kolaylaştırmışlar, cesaret verici olsun diye şirket açma şartını eğer proje kabul edilirse ilerleyen 90 gün içinde açılmasına bağlamışlar, bir fikrim var acaba tutar mı diyenler için, eğitimini al, projeni yaz, gönder, onaylanırsa aç şirketini başla çalışmaya...

katılımcıların hepsi çok güzellerdi, hayata geçen, yolunu almış muhteşem fikirler, doğmayı bekleyen güzel projeler vardı, beni en çok etkileyen proje çıkan ürün herkesin ihtiyacı olan yenilikçi bir ürün, beni çok heyecanlandırdı, özellikle üretim aşaması, süreç boyunca olan çıkan zorluklar, zorluklar sayesinde ortaya çıkan ikinci ürün. nedir nedir bu ürün ben bağlantıyı bulamadım diyenler için açık adres   www.instagram.com/yedikeditasarim/ 

özetle ben çok  mutlu kaldım buluşmadan, kadın enerjisi dolu bir şekilde, hayalleri gerçekleştirmeye devam dedik ve ekledik kadınsan yaparsın....!



ben herkes mutlu olsun isterim,

öptüm,bye 

zaman ve saman

instagram hayatımıza girdiğinden beri perşembe günleri daha bir değerli olmadı mı? :) yaşasın geçmişe ışınlanma, eski fotoğrafları gün yüzüne çıkarma ve geçen günlere özlem duyma. sıradan bir perşembe günü mail kutuma düşen "bak ne buldum" başlıklı posta hatırlattı bana on yıl önceyi...


öyle çok fazla kendi fotoğrafına hayran hayran bakan insanlardan değilim pek, hatta eskiden çok sevdiğim fotoğraf çektirme işinden sıkıldım bile, sürekli çekilmesinden..

ama bu fotoğrafta bir şey var, uzun uzun bakmana neden olan... sanki fotoğraftaki ben değilmişim gibi,sanki ben hep otuzlu yaşımdaymışım gibi hisediyorum bazen. sonuçta fotoğraftaki sihrin ne olduğunu kendi başıma bulamayınca çevremdekilere sormaya karar verdim. anneme göre fotoğrafta ki sır genç ve zayıf olmam :) bir arkadaşıma göre sadece saçlarımın boyu ( ki ben öyle çok kendinde değişiklik yapan bir insan da değilim, saçımı boyatmaya korkarım o yüzden saçlarım sanırım doğduğumdan beri aynı renk, üstüne üstlük annemi çıldırtacak kadar çok saçlı doğmuşum :) eşime göre (evlendiğime göre bu sıfatı istediğim gibi kullanabilirim sanırım:) ben hiç değişmemişim, hep aynıymışım, bence süper politik bir insan ) sonra bir arkadaşım dedi ki, fotoğrafta ki kız daha yolun çok başında, az kırılmış, az incinmiş, hayaller dünyası gerçekler dünyasından uzakta, saf mutluluk ile dolu dedi. düşündüm de, sanırım sihri en iyi anlatan tanımdı.

on yıl öncesinde de hayallerimi anlatırdım, yine mutluydum, hep dolu tarafından bakmaya tercih ettim hayata ve çevremdekiler değişeceksin derlerdi. pembeyi daha az seveceksin, insanlara daha az güvenmeyi öğreneceksin ve daha az gülümseyeceksin. dedikleri çıkmadığı için mutluyum. hala pembeyi çok seviyorum, insanları da seviyorum bazıları yakından bazıları uzaktan çok uzaktan ve hala gülümsemeye devam ediyorum, saf görünme ihtimaline rağmen..

fotoğrafta ki kıza, diyeceğim ne yaptıysan iyi ki yapmışsın ufaklık, bugün kendi ayakları üzerinde duran, mutlu olmayı seçen, sorumluluk sahibi, hayal kurmanın yeterli olmadığını bilen, gerçekleşmesi için koşması gerektiğini bilen ve pembeyi çok seven bir kadın olmana yardım ettin, yanlışlarınla, doğrularınla, göz yaşınla, gülümsemenle, teşekkür ederim... 

ben herkes mutlu olsun isterim,

öptüm,bye



2016 ve günler


2016 senesin son günleri, cumartesi gecesi yeni bir yılın ilk saatleri...

bu sene  zor bir seneydi herkes için, ülkemiz için, tarih sayfalarında yazacak kötü olaylara şahit olduk, korktuk, çok korktuk, kaygı duyduk, çaresiz kaldık... dilerim yeni sene barış getirir bize...

dönüp bakınca neler oldu bu senede diye,işte liste...

zor bir senenin içine ben kendi kişisel tarihim için önemli bir dönüm noktası ekledim, evlendim :) ocak ayında ailelerin tanışması ve isteme, ağustos ayında düğün ile 2016 nın son dört ayını medeni hali evli olarak geçirdim.




yeni bir düzen, yeni bir ev,yeni bir mahalle, yeni sorumluluklar. otuz dört yaşımda evlenmeme rağmen, bu zamana kadar mutfak ve yemek konuları ile mesafeli bir ilişkim vardı, şimdi her gün yeni bir şeyler öğreniyorum, deniyorum, şu ana kadar da hiç aç kalmadık, bence doğuştan bir yetenek söz konusu :)

insanların arkadaş çevrelerinin her üç senede bir değiştiğini okumuştum bir yerde, sanırım benim için bu sene üçüncü seneydi. arkadaş çemberin biraz daraldı, çemberin ya içindesindir, ya dışında, dışında kalanlar, ada konseyinde elenenler, meşalesi elinde gidenler oldu, yolları açık olsun.

ofisimi daha merkezi bir yere taşıdım, en sevdiğim caddedeyim, tunalı hilmi caddesinde pembeli minik bir atölyem, ofisim var, ne iş yaptığımı sanırım pek anlatmadım blog yazılarımda. merak eden varsa buyrun instagram sayfama

yeni sene için umutlarım cebimde, hayallerim kalbimde, planlarım aklımda...

dilerim her dileğiniz gerçek olur.

ben herkes mutlu olsun isterim,

öptüm,bye



arkadaş ve kitap

belki tek çocuk olduğumdandır, oyun arkadaşın aynı evin içinde olmayınca başka oyunlar kuruyorsun kendine ve kitap en iyi arkadaşındır her zaman, seni hayal dünyasında gemileri bindirir,helikopterlerden bırakır, ne olursa olsun elinden tutar, hiç bırakmaz, senin bıraktığın yerde, bıraktığın sayfada, bıraktığın satırda, bıraktığın kelimede bekler seni... hani derler ya bir insanla gerçek dost olduğunu hayat gayesi araya girdiğinde zamanlar denk gelmediğinde, bir sonraki karşılaşmada kaldığın yerden devam edebiliyorsan anlarsın diye, kitaplar gerçek dosttur... yıllar sonra bile aldığına eline, devam eder seninle... 

belki de kitap sevgim, bizim evde gerçekten kitaba değer verildiği içindir,çocukken bir tek alışverişte sınır yoktu, oyuncak değil, elbise değil, sadece kitap alışverişi sınırsızdı, yeter ki oku, yeter ki besle ruhunu...



ben kitapları severim, ben kitapçılara bayılırım. alışveriş merkezlerinin ormanıdr kitapçılar, nefes almak için... bu cümleden avm sevmediğim anlaşılmasın, aksine bayılıyorum ancak yeşilin yeri  her zaman ayrı kalbimde... 

pazartesi sendromuna inanmayanlardanım ben, kurumsal hayatta çalışırken de inanmazdım, şimdi kendi işimi yapmaya çalışırken de inanmıyorum, işin sırrı planlamada bence, pazar gecesinden yapılan bir planlama pazartesi gününü sevdirir. ben de dün gece planladım, bugün için dedim ki kesintisiz, telefonsuz, televizyonsuz, sosyal medyasız, whatsapp sız 1 saat ayırıcam kendime...

bir iş için uğramam gerekti one tower alış veriş merkezine ve orada cenneti gördüm.



toplam 2000 metrekarelik alanı ile (Türkiye'nin en büyük alana sahip kitapçılarından bir tanesi) 140000 kitabı ile (şehirde yılda bir kez düzenlenen kitap fuarlarında sunulan kitap sayısından daha fazla) Arkadaş Kitabevi ile karşılaştım.

kitaplar zaten yeterince ilgi çekiciyken, yerleşim de o kadar detaylı hazırlanmış ki, zamanı durdurabilirsiniz...

istediğiniz kitabı alıyorsunuz, Köpük Cafe ye geçiyorsunuz, benim bugüne kadar içtiğim en güzel beyaz çayı sipariş ediyorsunuz. çay için ayrı bir yazı yazılabilir ama benim tavsiyem gidip deneyin, kısaca Ronnefeldt çayı 1823 yılından beri çay üretiliyor, geleneksel yöntemle üretilen çay, kraliyet ailelerinde de tercihi, ülkemizde ağırlıklı olarak otellerde sunulan çay, kitap evinin cafesinde sizi bekliyor. cafeden beğendiğiniz çayları alıp evinizde de kitabınıza arkadaş yapabiliyorsunuz.





kitabevinde ayrıca çocuklar için ayrılmış devasal bir alan (450 metrekarelik) var, ağaç yaşken eğilir, çocukken sevilir okumak... ben hala çocuk kitaplarını da okuyorum, o masum dünyada dolaşmak da iyi geliyor ruhuma, cafede oturduğum kadar çocuk kitapları reyonuna da zaman ayırdım. ve kendi kendime bir karar bebekli, çocuklu arkadaşlarıma hediye alırken bin tane olan battaniyeye bir tane daha eklemek yerine, bir kitap hediye, kütüphanesine, bilindik kitaplar yerine daha farklılarını aramaya ayrıcam zamanımı...




bir de satranç oynamak için hazırlanmış özel bir masa vardı ve canlı çiçekler...



ben bugün kendime ayırdığım bir saati o kadar huzurlu ve mutlu geçirdim ki, diğer işlerimi ışık hızıyla, daha mutlu yaptım....

kendinize zaman ayırın, mutlu olduğunuz neyse onu yapın ve kitaplarla dost kalın...

ben herkes mutlu olsun isterim,

öptüm,bye...

bir deli ve hatıra defteri

arkadaşlar seçtiğimiz ailemizdir diye okumuştum bir yerlerde bir zaman, beğenip not etmiştim bir deftere, kullanmak kısmetmiş bugüne:) 

çok istediğin, beklediğin ve bir türlü bilet bulamadığın oyuna bilet alan, hediye eden arkadaş çok tatlı değildir de nedir? biz bugün Tatbikat Sahnesinde Erdal Beşikçioğlu'nun sahnelediği "Bir .Delinin Hatıra Defteri" oyununa gittik. 



oyun, ülkemizde oynanan ilk tek kişilik oyun olma özelliğini taşıyor, Genco Erkal'ın üç farklı yorumundan sonra Erdal Beşikçioğlu kendi yorumu ile oynuyor ve performansına hayran bıraktırıyor... bir vincin üzerinde minik bir sepet,kafesin içinde ne kadar hareketli olabilir ki bir oyunun cevabını öyle bir veriyor ki... kondisyonu, sportifliği, odaklanması,oynaması gerçekten bir buçuk saatliğine bambaşka bir dünyaya, sanki zaman kapsülünün içine girmişcesine, götürüyor.

sahnede bir vinç, vincin kafesine asılı bir çift ayakkabı, bir teneke kova, bir eski pardösü ve bir simsiyah şemsiye tüm dekor, ışıklar ve sanatçı...



Gogol'un toplumsal kara mizah eseri, oyun çevresinde sürekli aşağılanıp alay edilen sıradan bir devlet memurunun platonik aşkı olan burjuva kızının bir asilzadeyi sevdiğini öğrenmesiyle yıkılması ve hedef değiştiren hayallerinin, soylu bir beyzade, kral olmaya yönelmesi ve sonuçta delirerek "İspanya kralı" olmuş bir halde, akıl hastanesine kapatılmasını konu alıyor. kaynak 

oyundan beğendiğim bir kaç cümleyi birleştirip hediye bırakmak istiyorum buraya... 
"şubatın 49 undan selam olsun, beyni kafatasının içinde sananlara, halbuki beyin bir rüzgardır, Hazar denizi tarafından gelen... " 

ben herkes mutlu olsun isterim.

öptüm,bye