elveda,merhaba....

bir ay olmuş, inanamadım tarihi görünce.. halbuki ne kadar çok yazılıcak şey var kafamda..

istifa sürecim biraz sıkıntılı geçti, severek ayrılmak çok kolay olmadı, sanki onlar gideceğime hiç inanmamışlardı. evin şımarık kızı oyun oynuyor sanıdılar otuzikidiş yine maceralarda dediler içlerinden sessizce,beklediler ne zaman biter bu oyun diye belki de, istifa mektubu diye bir şey var, vazgeçiyorum yazıyorsun, kimse suçlu değil, ne geleceğe giden ne geride kalan diyorsun,  alacağım yoktur, vefa dışında yazıyorsun...ilişkiler gibi.. büyüyerek, kendini tanıyarak çıkıyorsun kapıdan dışarıya..



çok şey öğrendim eski güzelişyerim.. behzat ç ekibi gibi  3 çılgın adamla tam 16 ayımı  yaşadım. erkek dünyasına sert ve direk bir iniş ile daldım, acayip hikayeler dinledim, süper dersler çıkardım.. uzun yollara gittik beraber, güzel yerleri gördük beraber..

oda arkadaşım seda sayanım. bana  benim dünyam dışındaki dünyayı gösterdiğin için, o dünyada bana rehberlik ettiğin için ve doğacak çocuğuna benim ismimi vereceğin için :), biliyorum bunu yapıcaksın..iyi ki tanımışım ben seni. oda arkadaşlığı evli olmak gibi sanki, sekiz saat tam mesai,hapşurması,ıksırması,tıksırması,şarkı söylemsi,kağıt yırtması,sabah yumurtası...çok seviyorum seni. umarım yeni oda arkadaşın iyi biri olur ama yine de hep beni çok özlersin.

karşı komşum kıvırcık the ez.. tam işin ortasında gelip komşunun oğlunun sünnetçisini anlatmanı, tüm kültür sanat haberlerini online yayınlamanı, 1 bira ile süren uzun süreli flörtünü, içinde ki öğrenciyi çok özleyebilirim gibi sanki,belki de kimbilir...

işyerimin en karizmatik insanı,türkülerişen... bu  karizma bir sende var.. beklemeyi öğrettin bana ve bol şekerli soğuk türk kahvesi lezzet ile içmeyi, al yanaklım hep mutlu olsun, nehirlerden mutluluk aksın...

bir kadın ve bir erkek ortak olmalı bence, doğanın dengesi bozulmasın diye..erkek heyecanlı iken kadın sakinliğini korumalı,kadın stresliyken erkek halederiz demeli...

çalıştığım ilk özel işyeri, teşekkürler öğrendiklerim için..

başladığı gibi bitsin diye işyerinde bir ilk, gidene veda partisi... hiç vazgeçnmediğiniz çilekli milföylü pasta ve  güzel çiçek için..

kurumlar kalır, kişiler değişir, kim gelirse bir değer katsın, kim giderse güzel hatıralar kalsın, yolum açık olsun ve artık yeni şeyler söyleme zamanı geldi bana..



ben herkes mutlu olsun isterim,

öptüm bye..

değişim mi, gelişim mi , yoksa sadece bahar mı?

aslında herşey hayal etmemle başladı. belki de doğruydu babamın dediği, herkes bir armağan ile doğar, senin ki hayal gücün demişti. bana düşündüklerim hep herkesin aklına gelebilecek  sıradan şeyler gibi gelir, ama  yine de söylediğim zaman duyduğum şaşkınlık  nidaları sevindirir beni..

telefonum hep çalar benim, kız arkadaşına hediye almak için yardım isteyenlerden, romantik evlililk teklifi yapmam lazımcılara, cenazeye giderken ne giyilirden, hangi durumda hangi çiçek gönderilirciler.. hep ararlar, o anda kimseye söylemediğim hatta hiç düşünmediğim bir fikir gelir konar kulağıma, nefes nefese tanıtır kendini.. bu bazen çiçek yerine kendisini afetmesi için kız arkadaşına mini ayıcıklardan oluşan bir buket olur, bazen bir doğumgünü organziasyonun süpriz pastası..

ben hayattan beklentileri olan bir insanım. aman beklentin olmasın, hayal kırıklığın büyük diyenlere inat beklentilerim, umutlarım, hayallerim cebimde yeni bir viraj alıyorum iş hayatımda.




seyahat organizasyonlarını, telaffuzu zor medikal terimleri,  evimin arka binasında olan işyerimi, her sabah bana podyumda yürür gibi hisettiren üç dakikalık kaldırımı, iş yerimin bahçesinde beni her gün karşılayan kırmızı salıncağı, çok sevdiğim ve hepsinden ayrı ayrı ve ekip olarak çok şey öğrendiğim canım ofis arkadaşlarımı,bırakıp gidiyorum ben.. onlar da destekliyor beni, biraz gözler doluyor, fonda hep bir şebmen ferah "hoşçakal" çalıyor ama şarkıda ki gibi "ben bir kısrak gibi ,gelmişim dünyaya, şahlanıp koşmak içimde var..." resmi olarak ayrılmama biraz daha var, işyerim ile ilgili öğrendiklerim postu sonraki günlerde yayınlanmak üzere yazılamaya başladı bile...

hayallerimin peşimden koşuyorum, açıkçası ben keşfedildim transfer oluyorum. sende yetenek var gel işleyelim dediler. içimde okula yeniden başlar gibi bir heyecan ile, araştırmaya, öğrenmeye,düşünmeye gidiyorum. yeni patronlarımın dediği gibi tek sınırın hayal gücü olduğu yere gidiyorum, otuzikidiş hariklar dünyasına, tavşanın peşine..




bir ankara bloğu tanımı birazcık ihmal etmeninin verdiği suçluluk ile ankara'da neler neler oluyor,nasıl güzel şeyler oluyor  dedirten bir etkinilik ile karşınızdayım..

farklı bir cuma gecesi olacak.. gelecek ile ilgili kararların alındğı, güleryüzlü insanların ışık olduğu, deneyimlerin aktarıldığı,projelerin kapıyı çaldığı. İstanbul etkiniliklerini beğenerek, hadi Ankara'ya gelsin diyerek izledğim "Fütüristler Derneği Ankara Şubesi" açıldı. "Ankara Shuffle" var bu cuma günü, geleceği planlamanın elimizde olduğunu göstermek için, olursa kısmet olmazsa kader demeyeceğimiz gelecek için, yaşanmış örnekler ile geliyorlar, yol gösteriyorlar.

ayrıntılı bilgiler için tarih program detay

peki nedir bu "fütürizm" derseniz? yeni bir pazarlama ağı  mu, saadet zincirmi diye sorarsınız, profesyonel mini bilgi;

"İş ve yaşam için olumlu gelecek tasarımına fütürizm ve bu tür bakış açısını benimseyenlere fütürist deniyor. (Future: İngilizce'de 'gelecek') Olumsuzluğa zaten herkes bakıyor. Biz fütürizmi olumlu gelecek tasarımı olarak kabul edip hayata bu şekilde bakıyoruz ve bunun da çoğalmasını istiyoruz. Gelecek algısı şu anda olumsuz. İnsanlarda büyük bir kaygı ve negatif hissiyat var. Oysa bu gelecek algısı değişebilir. şimdiye kadar, geleceği erken okuyan, geleceği tahmin edip, buna göre pozisyon alanlar mutlu, başarılı olur, deniyordu. Bu tarifte biz geleceğin karşısında edilgen bir konumdaymışız gibi bir algı vardı; oysa fütüristler geleceğe katlanmak zorunda olmadıklarını, geleceği tasarlayabileceklerini söylüyorlar. Eskiden bilgiye sahip olan, güce ve başarıya da sahip oluyordu, bugün bilgi herkes için çok kolay ulaşılabilir durumda. şimdi sibernasyon (Üretimde karar veren bilgisayarlı sistemlerin kullanılması) çağına girdik diyoruz ve burada yeni yaklaşımlar, yeni platformlar gerekiyor. O da uzgörüyle geleceği tasarlamaktır. Yani bilgiyi, insanlık için, evren için en iyi nasıl kullanabiliriz kısmına geçtik. En çoktan en iyiye, diye bir insanlık mottosu var artık. Çok para kazanmayı, çok yemeyi, çok giyinmeyi çözdük, bunları yapabilir hale geldik, ama mutlu değiliz; herkes bunalımda. Herkes bir arayış içinde ve bunun bizi iyi bir yere götürmeyeceğini görüyoruz. Hepimiz için en iyiyi keşfetme, yani çokluktan en iyiye geçme, bilgiyi nasıl kullanacağımızı bulma dönemindeyiz. Fütürizm bu dönemin en faydalı bakış açılarından biri olarak kendini ifade etmeye başladı."
İlginizi çektiyse, bu paneli kaçırmak istemezseniz, hep beraber gidelim bizde tanışalım derseniz, bana haber verin , hep beraber gidelim ya da gelin orada tanışalım, Ankara' nın ilgisini gösterelim..

Ben herkes mutlu olsun isterim;

Öptüm,bye...

 


mış gibi yap , belki olur gerçekten..

küçükken okunan ilk kitap özeldir.. özellikle benim gibi tek çocuksan, kitapların en iyi arkadaş olduğunu bilirsin, hiç gitmediğini seni hep bıraktığın yerde beklediğini..

çocuk kitaplarını okumayı hala severim, tekrar popüler olmasından çok öncedir küçük prensin başucum kitaplığında yerini alması..

dün işyerimde çalışırken,aslında pek eğlenceli olmayan, yapılması gereken zorunluluklardan birisini yerine getirirken, neşem yerinde ,gülümseyerek yapmaya başladım, keyiflice..önce bir iş arkadaşım geldi sen ne yapıyorsun diye, sonra teklif etmeden yardım etmeye başladı. o gitti, başka biri geldi," tek başına olmaz bu iş ,ben de yapıvereyim" dedi..




aklıma geldi tom sawyer'ın maceraları kitabı.. hani tom yaramazlık yapmıştı ve ailesi ona en yakın arkadaşı huckleberry finn ile balığa gitmesine izin vermek yerine, çiti boyama cezası vermişti. tom ise bu cezayı farklı yollardan arkadaşları ile paylaşmış, hatta onlara yaptırmıştı. peki, neydi ikna yolu? sadece aldığı cezayı eğlenceli bir iş gibi göstermek, başkalarının istemesini sağlamak.. evren ve enerji konularının önemli alt başlıklarından olan -mış gibi yapmak..

ne yaparsak yapalım, eğlenerek yapalım, eğlenceli değilse bile, eğlenceliymişcesine..

belki bir yardım gelir, gelmezse bile eğlenceyi biz fark ederiz belki de...

hayat, bu aralar çok güzel... bazen bahar erken gelir ya, benim baharım erken geldi. kafamda projeler, karşımda yenilikler, cebimde umutlar ile devam ediyorum..

ben herkes mutlu olsun isterim;

öptüm,bye...

ister pozitif enerji de, ister evrene mesaj gönderdim, ne isim takarsan tak yeterk ki inanmaya devam et, istemeye, hayal kurmaya..

kimseyi dinleme, inanmıyorlarsa vazgeçirmeye çalışıyorlarsa anlatma, ikna etmeye çalışma...

kendi dünyanı kendin yarat, içinde mutlu ol, dışarıya bakma...

ben çok mutluyum, sen de çok mutlu ol..

istediğim bri mozaikti benim, aynı anda birleşmesi biraz zor olan parçalardan. hem şundan hem bundan biraz da ondan olsun dediğim.. hani bir ev olsun duvarları olmasın ama sınırları belli olsun istedim, içinde herşey olsun,eksiği olmasın, fazlası olsun, benim hayalimde ki olsun ama fazladan bir şeyler daha olsun süprizli olsun dedim, diledim ,bekledim, oldu...





kim okuyorsa bu yazıyı varsa peşini bırakmadığı, her an aklında olan tutkusu,hayali, dileğin olsun ışık hızı ile ...

ben herkes mutlu olsun isterim;

öptüm, bye...


Ofis ünlüleri

bu günlerde hayatım evim ve onun arka binasında olan iş yerime gidip gelmek ve gelip gitmek ile geçiyor sadece. gördüğüm insanlar iş yerinde ki mesai arkadaşlarımdan ibaret.. bir de ofisimize sıkça gelen kargocu abiler..  sanki sıkıcı bri fransız filmde yaşıyor gibiyim, uzun paltom ile yolda yürürken sigara içiyorum ve sigara bitmeden eve girmiş oluyorum. aslında yoğun, hızlı, zamanın değerini bilmeden geçen günlerden sonra iyi geldi gibi bu sakinlik...

yazmadığım kafamda ki fikirlerin peşinden koştuğum balonlarını ipini bir türlü tutamadığm günlerden bir gün, bir fotoğrafım gerekti, yazmaya başladığım, Ankara'nın olan tüm etkinlikleri ,konser, tiyatro,sergi,bar hepsini tek bir sayfada gösteren ankara events sayfasında blog yazarları köşesinde yazılarımın yanında durması için. Gittiğim yerleri, gördüğüm şeyleri yazıyorum, blog yazarları köşesinde, blogta yazdığım gibi içtenlikle. Fotoğraflarıma baktım ve 28 yıldır aynı saç stili ile olduğumu farkettim, ne boyatmışım ve ne kısaltmışım saçımı. Hep aynı tarz.. Durdum düşündüm, yenilen otuzikidişim dedim. Değiş,yenilen. Şu an saçlarımın sol tarafı kulağımın üstünde bir kısalıkta sağ tarafı ise çenemin altında bir uzunlukta.. beni tanıdığını düşünenlerinin terazi burcu çocuk doğurmama kararını onaylar nitelikte, doğada ki dengesizliği simgeler gibi saçlarım.. Ben mutluyum, gelen yorumlar ise çeşitli. Annem bir gece uzun kalan sağ tarafı sol taraf ile eşitleyerek beni normalleştirecğini söylüyor, kapım her daim kilitli artık :) Bir arkadaşım ,eskiden çok yakın olduğum şimdi uzak olduğum giderek gelecekte ki planlarımda yer alma ihtimali hızla azalan, yok olan, en beğendiğim yorumu yaptı. Uzun, siyah saçların ile ağır abilerin gözdesiydin, olmaktan mutlu olmadığın  kutu bebeğiydin, yanımda olsa güzel olur görüntüsüydün şimdi ise  o kadar sensin ki, kıyafetlerin, tarzın ile saçların ahenkli oldu dedi..

işyeri insanları ise, gökuşşağının ayrı bir rengi hepsi.. saçlarım ile ilgili öncesi ve sonrası yorumu patron amcadan gelsin.. Amy Winehouse'nun ölümden sonraki günlerden bir tanesiydi, koridorda karşılaştık ve efsaneler benim ile çalışıyor dedi, Otuzikidiş Winehouse'm benim diye kaldı adım...



Saçlarımı kestirdikten epey bir zaman sonra farketti, ne oldu sana kuaför intikam mı aldı dedi. Sonra yine benzetti , taktığım güneş gözlüklerinden de dolayı, göz şeklimden saç modelimden bu sefer John Lennon'un eşi Yoko Ono oldu adım.. Bugünlerde beni öyle çağırıyor, Yoko Ono bütçeleri bir daha revzie ediyoruz...



Patronum beni hep güçlü kadınları benzetiyor, iz bırakan, tutkularının peşinden giden, iyi veya kötü alışkanlıkları ile beraber yaşayan, sıradan olmayan, ezber bozan, farklı olan, sistem içinde çokta tutunamayan..

Ben mi tutunmaya çalışıyorum, kafamdaki tavşanların peşinde koşarak yaşıyorum...

Ben herkes mutlu olsun isterim,

Öptüm,bye..

ne yediğin değil, kiminle yediğin önemlidir derler..

bir arkadaşımlaydım bugün, işten çıktım kuaföre gittim.. çünkü o karşısında bakımlı kadınların olmasında hoşlanır ve ben hep karşımdaki mutlu olsun isterim...

önce güzel bir yere yemeğe gittik, yemek yedik hep beraber telefonlarımız ile beraber dört kişilik hesap ödedik ve çıktık ve konuşmaya başaldık nihayet...

insan kendini ancak insan da tanır demiş goethe, dinlenmek için konuşurken, bir güzel söze hasretken..

hayallerden konuşurken, ki benim hayalim trapezden atlamak o kadar  teslim olmak karşı tarafa, sadece ve safça güvenmek. hayal işte, ben zaten yüksekten korkarım ama neden olmasın.. bana seni kamp yaparken düşünemiyorum dedi, neden dediğimde sen yapamazsın dedi. ayna yok oralarda,çamurlar içindesin ve yaşamaya mecbursun sanırım kamptan anladığı  beni survior adasına bırakıp kaçmaktı :=)







düşündüm, kendimce, sessizce, içtenlikle..

ve o an beni birisi gerçekten tanımak istesin diye diledim..

o süs bebeğinden daha fazlası olan matruşkanın özünü  tanısın istedim biri.. ben eğlenirim her yerde, her koşulda.. kampta, safari de yine de bulurum bir yansıma, sürerim rujumu, ruj yoksa vişne yeriz bizde yine kırmızı olur dudağımız, peki kim buna varır ki?

dinlemek lazım, taraf değil tanık olmak lazım hayatta, ulaştığımız şeylere şükür etmek ve ulaşamadıklarımız için hayal kurmaya devam etmek..

ben herkes mutlu olsun isterim,

öptüm,bye...

kutlu olsun çalışan yıldönümüm...

yaşanılan her günü kutlamaya değer bulurum ben..nefes alabildiğim, yürüyebildiğim, sahip olduklarım için elimde olsa her günü partiler ile kutlarım. ancak bazı günlerin diğerlerinden daha farklı bir kutlanılırlığı var.yıldönümüleri gibi..

bugün benim bu işyerimdeki 1. yılım...Bir yıl önce 17 Ocak ta başladım medikal sektör çalışanı olmaya, özel bir şirkette çalışmaya, patronlar ile aynı yönetim katında yaşamaya.İş yerim evimin hemen arka binası ,koşarak ikibuçuk dakika da ofisteyim. kırmızı bir halı var binanın girişinde sanki her gün sahneye çıkar gibi hisettiriyor bana, minik bahçede ise sadece tek bir salıncak kırmızı,sarı,mavi çubukların birleşiminden oluşan işyeri ciddiyeti ile sanki dalga geçen...






Nasıl geçti bu bir yıl? Alışarak,çalışarak,alışmaya çalışarak ve bir yıl erken emekliliğin ardından çalışmaya alışarak.. Ve bugün, artık resmi olarak ücretli izin hakkımı kazandığım gündür, o yüzden çok kutlu olsun. Mutlu muyum,emin değilim, ki zaten benim emin olmam zor bir süreçtir, ancak umutluyum..


Ben herkes mutlu olsun isterim;

Öptüm,bye...