ister pozitif enerji de, ister evrene mesaj gönderdim, ne isim takarsan tak yeterk ki inanmaya devam et, istemeye, hayal kurmaya..

kimseyi dinleme, inanmıyorlarsa vazgeçirmeye çalışıyorlarsa anlatma, ikna etmeye çalışma...

kendi dünyanı kendin yarat, içinde mutlu ol, dışarıya bakma...

ben çok mutluyum, sen de çok mutlu ol..

istediğim bri mozaikti benim, aynı anda birleşmesi biraz zor olan parçalardan. hem şundan hem bundan biraz da ondan olsun dediğim.. hani bir ev olsun duvarları olmasın ama sınırları belli olsun istedim, içinde herşey olsun,eksiği olmasın, fazlası olsun, benim hayalimde ki olsun ama fazladan bir şeyler daha olsun süprizli olsun dedim, diledim ,bekledim, oldu...





kim okuyorsa bu yazıyı varsa peşini bırakmadığı, her an aklında olan tutkusu,hayali, dileğin olsun ışık hızı ile ...

ben herkes mutlu olsun isterim;

öptüm, bye...


Ofis ünlüleri

bu günlerde hayatım evim ve onun arka binasında olan iş yerime gidip gelmek ve gelip gitmek ile geçiyor sadece. gördüğüm insanlar iş yerinde ki mesai arkadaşlarımdan ibaret.. bir de ofisimize sıkça gelen kargocu abiler..  sanki sıkıcı bri fransız filmde yaşıyor gibiyim, uzun paltom ile yolda yürürken sigara içiyorum ve sigara bitmeden eve girmiş oluyorum. aslında yoğun, hızlı, zamanın değerini bilmeden geçen günlerden sonra iyi geldi gibi bu sakinlik...

yazmadığım kafamda ki fikirlerin peşinden koştuğum balonlarını ipini bir türlü tutamadığm günlerden bir gün, bir fotoğrafım gerekti, yazmaya başladığım, Ankara'nın olan tüm etkinlikleri ,konser, tiyatro,sergi,bar hepsini tek bir sayfada gösteren ankara events sayfasında blog yazarları köşesinde yazılarımın yanında durması için. Gittiğim yerleri, gördüğüm şeyleri yazıyorum, blog yazarları köşesinde, blogta yazdığım gibi içtenlikle. Fotoğraflarıma baktım ve 28 yıldır aynı saç stili ile olduğumu farkettim, ne boyatmışım ve ne kısaltmışım saçımı. Hep aynı tarz.. Durdum düşündüm, yenilen otuzikidişim dedim. Değiş,yenilen. Şu an saçlarımın sol tarafı kulağımın üstünde bir kısalıkta sağ tarafı ise çenemin altında bir uzunlukta.. beni tanıdığını düşünenlerinin terazi burcu çocuk doğurmama kararını onaylar nitelikte, doğada ki dengesizliği simgeler gibi saçlarım.. Ben mutluyum, gelen yorumlar ise çeşitli. Annem bir gece uzun kalan sağ tarafı sol taraf ile eşitleyerek beni normalleştirecğini söylüyor, kapım her daim kilitli artık :) Bir arkadaşım ,eskiden çok yakın olduğum şimdi uzak olduğum giderek gelecekte ki planlarımda yer alma ihtimali hızla azalan, yok olan, en beğendiğim yorumu yaptı. Uzun, siyah saçların ile ağır abilerin gözdesiydin, olmaktan mutlu olmadığın  kutu bebeğiydin, yanımda olsa güzel olur görüntüsüydün şimdi ise  o kadar sensin ki, kıyafetlerin, tarzın ile saçların ahenkli oldu dedi..

işyeri insanları ise, gökuşşağının ayrı bir rengi hepsi.. saçlarım ile ilgili öncesi ve sonrası yorumu patron amcadan gelsin.. Amy Winehouse'nun ölümden sonraki günlerden bir tanesiydi, koridorda karşılaştık ve efsaneler benim ile çalışıyor dedi, Otuzikidiş Winehouse'm benim diye kaldı adım...



Saçlarımı kestirdikten epey bir zaman sonra farketti, ne oldu sana kuaför intikam mı aldı dedi. Sonra yine benzetti , taktığım güneş gözlüklerinden de dolayı, göz şeklimden saç modelimden bu sefer John Lennon'un eşi Yoko Ono oldu adım.. Bugünlerde beni öyle çağırıyor, Yoko Ono bütçeleri bir daha revzie ediyoruz...



Patronum beni hep güçlü kadınları benzetiyor, iz bırakan, tutkularının peşinden giden, iyi veya kötü alışkanlıkları ile beraber yaşayan, sıradan olmayan, ezber bozan, farklı olan, sistem içinde çokta tutunamayan..

Ben mi tutunmaya çalışıyorum, kafamdaki tavşanların peşinde koşarak yaşıyorum...

Ben herkes mutlu olsun isterim,

Öptüm,bye..

ne yediğin değil, kiminle yediğin önemlidir derler..

bir arkadaşımlaydım bugün, işten çıktım kuaföre gittim.. çünkü o karşısında bakımlı kadınların olmasında hoşlanır ve ben hep karşımdaki mutlu olsun isterim...

önce güzel bir yere yemeğe gittik, yemek yedik hep beraber telefonlarımız ile beraber dört kişilik hesap ödedik ve çıktık ve konuşmaya başaldık nihayet...

insan kendini ancak insan da tanır demiş goethe, dinlenmek için konuşurken, bir güzel söze hasretken..

hayallerden konuşurken, ki benim hayalim trapezden atlamak o kadar  teslim olmak karşı tarafa, sadece ve safça güvenmek. hayal işte, ben zaten yüksekten korkarım ama neden olmasın.. bana seni kamp yaparken düşünemiyorum dedi, neden dediğimde sen yapamazsın dedi. ayna yok oralarda,çamurlar içindesin ve yaşamaya mecbursun sanırım kamptan anladığı  beni survior adasına bırakıp kaçmaktı :=)







düşündüm, kendimce, sessizce, içtenlikle..

ve o an beni birisi gerçekten tanımak istesin diye diledim..

o süs bebeğinden daha fazlası olan matruşkanın özünü  tanısın istedim biri.. ben eğlenirim her yerde, her koşulda.. kampta, safari de yine de bulurum bir yansıma, sürerim rujumu, ruj yoksa vişne yeriz bizde yine kırmızı olur dudağımız, peki kim buna varır ki?

dinlemek lazım, taraf değil tanık olmak lazım hayatta, ulaştığımız şeylere şükür etmek ve ulaşamadıklarımız için hayal kurmaya devam etmek..

ben herkes mutlu olsun isterim,

öptüm,bye...

kutlu olsun çalışan yıldönümüm...

yaşanılan her günü kutlamaya değer bulurum ben..nefes alabildiğim, yürüyebildiğim, sahip olduklarım için elimde olsa her günü partiler ile kutlarım. ancak bazı günlerin diğerlerinden daha farklı bir kutlanılırlığı var.yıldönümüleri gibi..

bugün benim bu işyerimdeki 1. yılım...Bir yıl önce 17 Ocak ta başladım medikal sektör çalışanı olmaya, özel bir şirkette çalışmaya, patronlar ile aynı yönetim katında yaşamaya.İş yerim evimin hemen arka binası ,koşarak ikibuçuk dakika da ofisteyim. kırmızı bir halı var binanın girişinde sanki her gün sahneye çıkar gibi hisettiriyor bana, minik bahçede ise sadece tek bir salıncak kırmızı,sarı,mavi çubukların birleşiminden oluşan işyeri ciddiyeti ile sanki dalga geçen...






Nasıl geçti bu bir yıl? Alışarak,çalışarak,alışmaya çalışarak ve bir yıl erken emekliliğin ardından çalışmaya alışarak.. Ve bugün, artık resmi olarak ücretli izin hakkımı kazandığım gündür, o yüzden çok kutlu olsun. Mutlu muyum,emin değilim, ki zaten benim emin olmam zor bir süreçtir, ancak umutluyum..


Ben herkes mutlu olsun isterim;

Öptüm,bye...

günahım çıkar mı?

elindekilerinin kıymetini gerçekten bitince mi anlıyor insanoğlu? bu aralar sık sık,uzun uzun düşünürken buluyorum kendimi. düşünmemek için hep televizyonum açık, bir ses olsun karşımda diye..

ilk erkek arkadaşım,ben yirmibir, o yirmidört yaşındaydı.Üniversite üçüncü sınıftaydık ve sadece şaşkındık. geçen gün bir arkadaşımla konuşurken sevmesini sevdim onun, terk edip giden kızın arkasından. korumasını,benim derken olan o çocuksu bencilliğini..nereden tanıdık geldi diye düşünürken hatırladım seni.unuttuğumdan değil tabiki,sadece araya zaman girdi. biliyorum sen şimdi nişanlsın,haberlerini alıyorum, arkadaşlarımızdan..yazı giderek bir kayahan şarkısına dönmeye çalışşsa da, çok mutluyum senin adına.. biz olamadık beraber ancak en azından kahramanlardan biri mutlu olmalı sonsuza dek..hepimize yetecek kadar mutluluk varken,önce sen ol mutlu coco..




teşekkür ederim, benim tüm bencilliğim ve şımarıklığım ile harcamama rağmen gösterdiğin için içten sevgini. yaptığın süprizler aklıma gelince  dört yıl aslında bir romantik komedi filminde başrol oyuncusuymuşum. Arabamı lastiklerini yerden kesecek kadar çok bağladıığın uçan balonlar,bana yaptığım süpriz partiler,babaannenin bile doğum günü kızı şapkası takması ile, yaptırdığn pastalar, kuaförün önünde beklemen,kışın gelip beni alman, okula beraber gitmemiz ki okul senin evinin karşısıydı, bacağım kırıkken bile evde durmak istememem ile bir katı dört saatte dolaşsakta yine de gezdiğimizi alışveriş merkezleri,benim bir ay geç farketmem ile meşhur olan bilboard, hep o alışveriş yaptığım butikten verdiğin siparişler,kendin kadar önemli bulduğun için beni,ne fazla ne eksik beni de düşündüğüm için teşekkür ederim..

umarım çok mutlu olursun ve umarım beni afetmişsisndir,bende özlediğim sevgi ile karşılaşırım  biran önce,sen açtığın kapıdan geçerim..

bu arada düğününe çağırırsan gerçekten gelebilirim,senin mutluğuna şahit olmaya, tebrik etmeye..siyah giymem,şampanya patlatmam,şahit olur giderim sadece.. ve sen bilirsin benim bunu çok içten dediğimi..

eğer okuyorsan,afettim yazar mısın lütfen? varsa ahın alır mısın?

ben herkes mutlu olsun isterim,

öptüm,bye

not:28 yaş krizi gibi bir şey yaşıyor olabilirim, o yüzden bu aralar düşünceler ile ilgili tüm yazılar, yoksa çok çılgın partiler var yazılacak,düşünmeyi bıraktığım zaman yazacağım,yayınlayacağım.. kısa kısa yeni bir yerde yazıyorum.ankara events ve ve daha fazlası

Ya Sonra??

bugün o kadar ilginç bir gün geçirdim ki,günün başından hiç ipucusu yoktu..

her gün gibiydi, evim ile işimin arasının sadece 100 metre ,arka bina, olmasından yararlanarak, sekiz buçukta kalktım,hazırlandım,günün konseptini belirledim, çünkü ben bugün bir erken yılbaşı partisine daha gidicektim.. kırmızı elbisemi giydim, muzurca sırıtan geyik broşumu taktım yakama,tüm iş hayatına gülümsercesine..

her gün gibiydi, ofise gittim...

yıl sonu işler durağanlaşmışken sadece yıl değerlendirmeleri kalmışken,bilgisayar ekranı en yakın arkadaşımken, karşı komşu, daire arkadaşımın, bugün için önemli bir tahili varmış, göbeğinde beş aylık bebek için,umut için...

bugün ne yesek konseptinde düşünürken o gitti tahlile, bizim yemeğimiz geç geldi, çok acıktık, yemeğimizi şövalye  masamızda yedik, kalktık,çalıştık..

sonra o geldi, karşı komşu ofise..gördüm ama anlamadım,anlandıramadım..

sinirli,öfkeli,telaşlı,gözü yaşlı geldi..

ağladı,çalıştı,ağlarken çalıştı,var olmaya çalıştı,devam etmeye çalıştı..

arka planda ise, kardeşini bekleyen,kardeş isteyen sadece sekiz yaşında bir kız çocuğu var..kardeşine isim düşünen..kendi ismi ile uyumlu olsun diye tüm dizilerdeki popüler karakterlerin ismini deneyen.ona nasıl anlatır? aramızda yirmi yaş varken,ben ne yapacağımı bilemezken,hamile olan sadece iş arkadaşımken..

googleladılar, baktılar, tanıyı koydular..down sendromlu bu çocuk..ense kalınlığı standartlar içinde değil,standartlar içinde değilse sorundu..kimse farklı olamazdı..ense kalınlığı  çok kalın... real hayatta ensesi kalın olsaydı sefa içinde bir yaşam sürerdi ancak annesinin göbeği içinde zordu..

o an düşünmeye başladım, neden hep kusursuzu sevme arayışımız diye? sevmek için eksiksiz mi olmak gerek? sevdiğimiz kim eksiksiz? ya da kimi sevebiliriz eksikleri ile? doğan her çocuk dünya en tatlı bebeği olmaya aday mı doğmalı?






işte ben böyle düşünürken, ne yapacağımı bilmezken, bir doktordan daha görüş alınmalı dediler..tek kişinin dediği doğru olmaz..süper bir doktor buldular,birşeyler ana bilim dalı başkanı...

bir yandan iş devam ederken,hayat akarken, ofis annesi hazırlanmaya başladı,ikinci görüşü almaya,umut dolmaya..

o ana kadar ne yapacağımı bilmeyen ben,bende geliyorum dedim,sadece çok içtence, akşamki planları iptal ederek,işten özel izin alarak..

girdik kolkola, korkularımızı bıraktık geride..doktorun bekleme odasında oturduk ,konuştuk, aslında ne kadar önemsiz olduğunu sadece o an bildiğimiz işlerden..

doktor bey,karizmatik insan,empati kurabilen adam..elimi sanki bir akraba gibi içten sıkan,evet akrabalarımla el sıkışıcak kadar samimi ilişkim var bazıları ile..

tekrardan aynı süreç..down sendromu nedir? bu çocuk nasıl yetişir,yolları nedir? iki seçenekten hangisi vazgeçmektir?? doğurmak mı, vazgeçmek mi? ya sonra ??

sonuçta mı ne oldu? her zaman ikinci bir kişiye görüş sormak iyiymiş, ofis bebeği gayet iyi,huzurlu annesinin karnında..

peki ya down sendromlu olsaydı, anneler babalar korkarken,onlar için böyle süper işler yapan adamlar varken?düşler akademisi





karmakarışık bir günün ardından,

ben herkes mutlu olsun isterim,

öptüm,bye



Ho Ho Ho

Çok uzun zaman oldu yazmayalı, aklımda uçan fikir balonlarınuı ipinden tutup yere indirmeyeli..Bir yerden başlamak gerek dedim ve sondan başlıyorum.Yılın son çarşamba gününden, yılın değerlendirmesini yaparken, artılar eksiler ile yarışırken kazananın sadece zaman olduğu tabloda...


2011 yılında hayatımda var olan,sahip olduğum demiyorum çünkü aslında hiçbir şeye sahip olamayacağımıza inanan taraftayım ben, aldığımız nefesi bile geri verebiliyorsak ne sonsuza kadar benim diyebiliriz ki, bir kaç kişiyi ve bir kaç eşyayı kaybettim.Eşyalar için bir kızıldereli inanışına sığındım, çok sevdiğim bir eşyayı kaybettiğinde üzülme yerine yenisinin gelmesi için boşluk yaratmışsındır,sevin der.. özellikle sadece üç saat boyunca takabildiğim, bir- iki fotoğrafta beraber olduğum sarı bileziğim, yenilen ve gel bana..
şu an hayatımda var olmayan insanlara gelince, geçiyor işte.. teşekkür ederim var olduğunuz zaman içinde yoluma arkadaşlık ettiğiniz için.

Geçen sene bu zamanlarda erken emeklilik yaşarken,şimdi kendine yeni görevler yaratan, daha iyi yapmak için çabalayan bir çalışan oldum.Hayallerimde ki iş kadını profilne ve akseuarlarına kavuşamadım ancak adımlarımı attım.

Kız arkadaşların gücünü keşfettim,kız kıza yapılan her şeyde, kahkahaların eşlik ettiğini, susmanında yanlarında bir anlamı olduğunu.

 
Derslerimi aldım bu seneden ve sınavlarını geçtim, şimdi yeni okul çantası yapıp yeni ders yılına,yılbaşına hazırlanma zamanı.. Hayal kurma ve gerçekleştirme zamanı..

sevgili 2012, ben seni çok sevicem , lütfen sen de beni çok sev. Bu sene bizim senemiz olsun,kol kola mutluluk ve kutlamalar ile geçsin. müfredatımız;

*daha iyi bir insan olmak için çok çalışmak, en birinci dersimiz..empati kurmak bolca, taraf değil tanık olmak, iyiyi görmeye odaklanmak..

*üşengeçliği atmak, hayalgücü hediyesini kullanma tarihi bitmeden, topraklar altında kalmadan son zerreceğine kadar kullanmak.

*odaklanmak.full konsantre olmak yaptığım her işe.



derslerimi geçersem bana hediye olarak verebileceğim seçenekleri sunayım zorlanmanı istemem seçerken;

*yarı zamanlı 45 yaşında beyaz saçlı,iki çocuk babası, hafif göbekli bir şöförüm olsun istiyorum. pembe arabamın geçsin direksiyonuna, nereye gidiyoruz desin.istediğim her partiye gitmem için ulaşım sağlasın bana.

*eylül ayına kadar sürecek olan didi nin  uzun balayının sonuna yetişeyim ,beraber new york ta cosmopolitan içelim,alışveriş yapalım, müzikallere gidelim...ailelerin üçüncü bireyi olarak doğumgünü ön kutlamanı orada yapıp hep beraber dönelim ülkemize.

yaşanan her günün, her anın bir kutlama gibi geçsin 2012'm..hoşgeldin...



Bu fotoğrafı, Uğur Mumcu Quick China'da çekmiştim aralık ayının ilk günlerinde ,uzun saatler boyunca süren süper brunchın sırasında.... Keyif yapan noel baba, önünde şarabı,elinde sigarası ile..Keyifle gel 2012...

Ben herkes mutlu olsun isterim.

Öptüm,bye..