yılın sonu ve bası

yeni yılın ilk gününe sadece kırk iki gün kaldı, farkında mısın? toplam üç yüz yirmi iki gün önce koyduğun yapılacaklar listen, hedef listenin neresindesin? hangi maddeler gerçekleşti  ve üstü çizildi, hangi maddeler çitlerden atlar gibi, talihlisini bulamayan sayısal loto sonucu gibi seneye devir oldu? 

neden mi soruyorum bunları, benim de var listelerim, seneye devir olan hayallerim. hep beklemektense geleceği, şimdi değil mi harekete geçme zamanı... söylemesi kolay uygulaması zor diye, bir oyun buldum kendi kendime... kaldıysa daha 42 günü bu yılın, hadi listeden bir şeyler yapalım... ben öncelikle kendimi motive etmek için  ve belki  sen de seversin paylaştıklarımı geçersin harekete diye, her gün gönlüme dokunan bir şeyler paylaşmaya karar verdim otuz iki dişte, zaten bloğum hayat üstüne, hayatım üstüne, hayattan öğrendiklerim ve hayal ettiklerim üzerine, bir hedefi beraber gerçekleştiririz belki de... 





bu hikayeyi ilk kez haziran ayının son gününde bir devir toplantısında, yeni başlayan bir görevin ilan edilmesi sırasında dinledim. 


wesminster manastırı'nın bodrumunda bir anglikan piskoposunun üzerinde şunlar yazılıdır:

‘gençken düşlerim sonsuzdu ve dünyayı değiştirmek isterdim. 
yaşlanıp akıllanınca dünyanın değişmeyeceğini anladım. 
ben de düşlerimi biraz küçülterek memleketimi değiştirmeye karar verdim. 
ama o da değişeceğe benzemiyordu.
iyice yaşlanınca, son bir gayretle sadece ailemi ve kendime en yakın olanları değiştirmeyi denedim. 
maalesef bunu da gerçekleştiremedim... 
şimdi ölüm döşeğinde yatarken, birden fark ettim ki önce yalnız kendimi değiştirseydim, etrafımdakilere örnek olur, ailemi de değiştirebilirdim. 
onlardan alacağım cesaret ve ilham ile memleketimi daha ileri götürebilirdim. 
kim bilir belki dünyayı bile değiştirebilirdim...’                                                                                            
hayatımızda değiştirmek istediğimiz bir sürü şey var, madde madde listelenen, bazen listelenmeye dahi cesaret edilemeyip, keşke olsa denilen, hayali kurulan... 


çevremizde ki insanlar hak ettiğimizi düşündüğümüz gibi davranmıyorsa bize, belki zamanıdır bizim onlara karşı olan tavrımızı değiştirmenin... alamıyorsan emeğinin karşılığı, bekleme boşuna, odaklan başka bir konuya :)

ben herkes mutlu olsun isterim,

öptüm, bye 

ekim ve yeni

ekim ayı benim için hep özel olmuştur, doğduğumdan beri, doğduğum ay olduğu için :) belki tek çocuk olmamdan, belki partileri, kutlamaları, sürprizleri çok sevdiğimden çok önem veririm ben doğum günüme. bu zamana kadar çeşit çeşit konsept parti ile, onlarca ve yüzlerce insanla kutladım. bir yıl şimdi kapalı olan, ancak açık olduğu zamanlarda çok popüler olan sanki bir safari turundaymış gibi hissettiren bire bir aynı boyutlarda olan hayvan maketlerin olduğu cafede kutladım.  bir tanesinde bir partinin içinde kutladım doğum günümü 300 kişinin bir ağızdan "iyi ki doğdun" şarkısına şahit oldum.tatlı  2 lerin olduğu zamanlarda...

bu sene benim için çok büyük bir adım attım, kutlamayı seven ben en büyük sosyal medya kanalından kaldırdım doğum günü tarihimi. "Otuzikidis'in doğum gününü kutla. Zaman tüneline doğum günü tebriği yaz." uyarısı gitmesin istedim kimseye, aklında kalanlar kutlasın, zihninde yer edenler... emir cümlesini gerçekleştirmenin verdiği rahatlıkla samimiyetten uzak, yolda görünce selam vermeye çekinen tanıdıklar bu sene benim için yorulmasın istedim:) kutlamayan kimseye kırılmadım, bunun adı belki olgunluk, eskiden bir liste olurdu zihnimde, doğum günümü kutlamayanlar diye. bu sene ise daha az kişinin kutladığı, doğdum diye gerçekten mutlu olan insanların aradığı 10.10'luk bir gün geçirdim. yeni yaşımda çok özel bir hediye aldım, çok emek verilerek, bir çok kalem heba edilerek hazırlanmış olan:) hani ilkokul da anı defterlerimiz vardı ya, kalbin kadar saf bu sayfayı bana ayırdığın için teşekkür ederim diye yazmaya başladığımız, kalbimizin beyaz sayfalar kadar saf olduğu günlerde... en sevdiğim, beni en sevenlere ulaşmış, hepsinden bir yazı istemiş, yazıları toplamış, kendi el yazısı ile teker teker yazmış toplam kırk dört kişiden anılarla dolu çok özel yazılar. kıprkırmızı bir defter, kütüphanemin en değerlisi oldu. içinde sevdiklerim tarafından yazılmış benim hikayelerim var, güzel şeyler yapmışım dedirten, her sene yinelediğim "daha iyi bir insan olayım" dileğine bir adım daha yaklaştıran...



ekim ayının bir başka özelliği ise,daha çok sevmemin sebebi, en sevdiğimin de doğum gününün aynı ay içinde olması. madem konseptimiz sevgi oldu dedim, ben de ona sürpriz onun en sevdiğini gerçekleştirmeye çalıştım. sevdiğimiz arkadaşlarımızla beraber onun en sevdiği menüyü biz hazırladık, Cook and Fun' da süper anlatımı ile Ali Şef ve eğlenceli sunumu, hazırladığı sorular ile bizimle olan, doğum günlerimizin vazgeçilmezi Özgür Aksuna eşliğinde, california roll, dana etli sebzeli noodle ve panna cotta hazırladık. hazırlarken çok eğlendik, hep beraber mutfağa girdik, dans ettik, yemekleri hazırladık ve sonra büyük sofrada hep beraber yemeğimizi yedik. en son sürprizi en sona sakladım, pazar gecesi kendi ellerimle yaptığım pastayı getirdim doğum günü şarkısyla, benim için büyük bir adımdı :)



aslında hayatta yaşadığımız her gün kutlamaya değer, aldığımız her nefes, attığımız her adım, bir kutlama nedeni...

ben herkes mutlu olsun isterim.

öptüm,bye

şov ve devam

geçen günlerinin birinde, Ankara'da yapılacak ne var ki diyenlere inat, güzel bir mekanın sezon açılışına davetliydik. çevre sokak'ta yer alan eski 45'liğin sezon açılışında dj kabininde hayranı olduğumuz Hakan Eren vardı. "bir zamanlar" ismini verdiği performansında çocukluğumuzun Türk filmlerinde,  hani herkes masumdu,  iyiler hep kazanırdı ve kötüler filmin sonunda özür diler hatasını anlardı ya, çalan aklımıza yer etmiş, bir zamanın en popüler şarkılarını çalıyordu. üstelik kendisine açılış gecesine özel olarak bir zamanların starları eşlik ediyordu. Gönül Yazar, Semiha Yankı ve Yeliz.



muhteşem bir gece geçirdik, tüm şarkılara eşlik ettik, hangi filmde söylendiğini bulmaya çalıştık, benim aklımda kalansa geceye dair çok minik bir hatıra....

devam ederken eğlence, şarkısı çalınan sanatçı, dj kabinine girerek eski tip mikrofon elinde mırıldanıyor şarkısını, işte o an, insanlık hali kayıveriyor ayağı ve tıpkı sanki ayaklarında yay varmış gibi zarifçe düşüveriyor geriye... o sırada hala elinde mikrofon ve diyor ki "siz devam edin söylemeye.." ayağa kalktıktan sonra çılgınca alkış seyircilerden, ben düştüm diye mi bu kadar çok alkışlıyorsunuz diyor, ben cevabı içimden veriyorum "hayır düştün diye değil, ayağa kalktın diye bu alkış."




hayat bu, düşerek kalkarak, devam ediyoruz.  Mevlana'nın dediği gibi 
"sanmasınlar yıkıldık, sanmasınlar çöktük, bir başka bahar için sadece yaprak döktük" 

gece boyunca en çok eğlendiğimiz şarkı
siz de hatırladınız mı? :) 

eski 45'lik :  üsküp caddesi, no:16/2 çankaya
                     rezervasyon: 0533 138 3945

ben herkes mutlu olsun isterim...

öptüm,bye

dalga ve etkisi

akılda kolay kalsın diye, gülümsemeyi çok sevdiğim için adını otuzikidis aldığım blogum, yazmayı sevdiğim, ihmal ettiğim için suçlu hisettiğim... 

blog yazmak bulaştı bana, en sevdiğimden, o anlatırken hep dinledim, özendim ben de yapar mıyım ki dedim öyle çıktı ortaya blogum.. şimdi bana blogum için rehber olan  sevgili didi bloguna yeni yaşam tarzı ile ilgili  ilham veren yazılar ve tavsiyelerden oluşan "one life be fit " bölümünü ekledi. koşmak istiyorum ama nasıl başlarım, eğlenceli bir şekilde yaşanır mı sağlıklı diyorsanız, cevaplar blogta sizi bekliyor.



dalga etkisi oldu ben de bir arkadaşıma anlattım, sen de yazmalısın dedim, Türkiye'de başladığı blog macerasına şimdi yurtdışından devam ediyor, bugünlerde Budapeşte'den bildiriyor, sevgili aybük'ün renkli dünyasına bir göz atın, içinde konserler, sergiler ve daha neler neler var....

dalga etkisine devam, zor kararları beraber aldığımız bir arkadaşımsa hobisini yazmaya başladı, el emeği keçe harikası ürünler blogta sizi bekler, sipariş vermek için takibe almayı unutmayın:) 

ben herkes mutlu olsun isterim,

hayaller gerçek olsun isterim,

öptüm,bye....

kapağını arayan şişeler ve baykuşlar

bugünlerde düşünecek ve gezecek bolca vaktim var, "Ye, Dua Et, Sev" filminde ki İtalya sahnesinde söylenen sihirli kelime gibi...  "Dolce far niente" filmin çevirsinde olan anlamıyla hiçbir şey yapmamanın güzelliği... gelecek plan yapmaya zaman ayırmak tam olarak yaptığım bu... plan yapıyorum, sınırsızca hayal kuruyorum, bugünleri özleyeceğimi biliyorum ve toplum baskısı izin verdiği sürece tadını çıkarmaya çalışıyorum. işte yine o günlerden birinde bugün, benzer süreçlerden aynı zamanda beraber geçtiğimiz bir arkadaşımla, yolumuzu Ankara Kale'sine çıkardık. plan yapmadan, öylesine giridğimiz bir pasajta sanki Alice'nin tavşanı kovalarken düştüğü delikten "Harikalar Diyarı" na ulaşması gibi  biz de "Baykuşlar ve Diğerleri " Diyarına ulaştık ve diyarın bilgesiyle tanıştık. 



Ahmet Çomak, 37 yıldır biriktiyor... baykuş sevgisi okuduğu okulunun logosundan başlamış, iş hayatı, evlilik hayatı ile beraber hep devam etmiş, hiç eksilmemiş tutkusu, hiç bırakmamış peşini... kolleksiyonerliğini dinlemek için link, kendisi ile tanışmak için kendi ağzından eşyalar hikayesini dinlemek için ise Ahiler El Sanatları İş Merkezi Antikacılar Çarşısı Salman Sokak No:23/9 Samanpazarı na gitmeniz gerekiyor. eğer şanşlıysanız kendisiyle tanışabilir ve hatta özel karışım baykuş çayından da içebilirsiniz:)


renkli ve farklı  objelerin yanı sıra, kolleksiyon evinin sırrı bilgesinde...
 
bize anlattığı bir hikaye, belki de en çok duymaya ihtiyacım zamanda geldi... kolleksiyoner olmak pür dikkatli olmayı gerektiyormuş, karşınıza ne zaman ve nerede neyin çıkacağı geçen belli değil... geçen yıllardan birinde bir başka kolleksiyoner gelmiş, 2 şişe getirmiş çok özel tasarımlı, antika sınıfında olan ancak şişelerin bir eksikleri varmış kapakları yokmuş... şişe kapağı olmadan tam bir değer olamıyormuş, yine de kolleksiyoner Ahmet'e içinde ki ses fısıldamış, al bu şişeleri, kapaklarıyla buluştur... sese inanmış,satın almış şişeleri, sonra aklına düşmüş ben zamanın birinde tam da şişelerden birine göre bir kapak almıştım acaba nerede... milyonlarca objenin arasında başlamış araştırmaya, mağazaya, tüm raflara bakmış, çekmeceleri açmış, depoya gitmiş, şişenin kapağı onu beklermiş....

bir kaç hikaye daha dinledik bugün, hepsi birbirinden değerli, tam çıkarken mağazadan dışarı sen ne yapıyorsun hayatta dedi, o an bir anda " ben de kendimi arıyorum galiba" dedim...

bir şişe dahi bulabiliyorsa kapağını, ben mi bulamam  hayalimdekileri... :)

ben herkes mutlu olsun isterim...

öptüm,bye 

bebek adımlara maratona...

dün uzun zamandan sonra bloguma ulaşmaya çalıştığımda, "üzgünüz bu bu blog yayından kaldırıldı" uyarısnı görmek ve sonra bloguma tekrar kavuşmak için verdiğim çabadan sonra her gün belli bir zaman ayırmanın bloguma iyi bir yatırım olacağına karar verdim. 

kendimi yeniden inşaa ederken bana ilham veren, kulağıma küpe olsun, hayatıma motto olsun dediğim, altını altını çize çize ezbere aldığım kitap cümlerimi aktaracağım, hayalim olan derleme kitaba ulaşan bir basamak olur belki :) 

bugünün konusu "atalet" olsun... hani yarın yaparım ya, şu dizi bitsin, ojem kurusun,saat tam 19.00.00 olsun o zaman başlarım, diyete haftaya, spora maaşımı aldıktan sonra başlarım diyenlerden misin sen de?

yazının bu kısmına kadar toplam 3 kez ara verdim, 2 telefon görüşmesi ve klasik bir  beyaz diziye 15 dakikamı ayırdım :) ben bu işin profesyoneli değilim, sadece uygulamaya çalıştıklarımı ve çalışacaklarımı yazıyorum, hep beraber yaparsak sinerji olur aramızda, tüm tembel şirinler yerine çalışkan şirine bırakır bir anda :)

bilimsel olarak bakıldığında atalet momenti cismin hiç bir  harekette bulunmaması demek degil; devam ettirdigi hareketini degiştirmemesi, momentumun korunmasıdır. Bir adım ileriye gitmeden mevcut durumu korumaya devam etme hali... Annelerimizin bir işe gir ve oradan emekli ol, masanı benimse, senin olsun teorisi acaba bir örneği midir bunun? 

insanlarda atalet ise, tembellik, işten ve sorumluluktan kaçmak, yavaş hareket etmek gibi örneklerle her an hepimizin hayatının bir parçası olmaya aday... atıl kelimsesinden türüyen  "atalet" duygusunu yenmenin sihirli anahtarı ise iç motivasyon. ben bu işi yaparım demek, hedefleri minik minik belirlemek, bir anda ülkenin en zengin adamı benim hayali yerini önce kredi kartlarımı düzenli olarak ödeyebiliyoruma, para biriktirebiliyoruma gelmeli, minik hedefler büyük tabloya ulaşan taşlar olmalı. kilo vermekse dileğimiz, bir sabah uyanıp ebru şallı olarak kalkmayı hayal etmektense, giden gramlar dahi olsa bile hedefe yaklaştığını hisetmeli insan, kendini motive etmeli, en çok kendini, kendinin en iyi arkadaşı olmalı....



son olarak bu yazıya ilham veren kitaptan (Mümin Sekman "Kişisel Ataleti Yenmek:Tembellikle Mücadele Kitabı") minik bir alıntı:

"istekler söz konusu olduğunda 2 kritik nokta vardır. isteğin türü ve isteğin şiddeti. neyi istiyorusnuz ve ne kadar şiddetli istiyorsunuz? yüz üzerinden kaç şiddetle istiyorsunuz? yüzde 99 oranında istediğiniz bir şeye karşı atalet sizi doldurmaz. eğer yüzde 35 oranında şstiyorsanız, istememe oranınız isteme oranınızdan daha fazla olduğu için, o amaca yönelik harekete geçmeniz zor olacaktır"

bu yazıyı okuduktan sonra yapmam gereken işleri listeledim ve sonra kendime dürüstçe sordum, ben bu işi yapmak gerçekten istiyor muyum? yoksa çevre baskısı mı, kendimi oyalamak için mi diye sordum. cevaplardan evet ben istiyorum, kendim için, yaparken mutlu olacağım diyenleri ayrı bir kağıta yazdım, tam karşıma astım, yaptıkça mutlu olacağıma inandım.

kitabı satın almak isterseniz eğer sizin için idefix linkini paylaşıyorum.

Son söz , derler ki, bir işi yapmak istiyorsun neden, yapmak istemiyorsan bahanen çok olur...

bahanenizin az, moticasyonunuz çok olacağı süper bir gün olsun,

ben herkes mutlu olsun isterim,

öptüm,bye...



ihmal kar mıdır?

her seferinde bu kadar uzun süre nasıl yazmadan durduğuma, daha doğrusu aklımda uçuşan binlerce kelimeyi nasıl dökemediğime şaşırıyorum.

hayat çok hızlı, aşırı hızlı ilerliyor. en son yazımdan bugüne kadar neler oldu? vedalar, kapıda bekleyen yeni başlangıçlar, çok yoğun ve stresli, önemli ve büyük, konuşmamda dediğim gibi olağanüstü bir zamanda insanüstü bir performans ile gerçekleştirilen "yılsonu organizasyonu", bolca stres, yapılan binlerce km, biraz gözyaşı bolca kahkaha., 4 günlükte olsa minik bir tatil, dekore edilen bir oda ve eksikleri giderilmeye çalışan, yenilenme sürecine kocaman bir hayat :)




düzeni bozmak zor... vazgeçmek, var olanda feragat ederek, yeni ve daha güzel günler için başlangıç yapabilmek cesaret istiyor. ve hayat yarın yaparım denmeyecek kadar kısa aslında, ihmal etmediğin kar olmadığını hatta zarar olabilceğini unutmamak lazım, bir de bugünün işini yarına bırakmamak ve hep umutla bakabilmek, bir de 32 gülümseyebilmek :)


ben herkes mutlu olsun isterim,
öptüm bye,