gülümsemeyi severim

odak ve internet

kırk iki gün hikayeleri ile çaktırmadan dalga geçenlerin yanı sıra yüzüme yüzüme de "ne yapıyorsun sen ya, ne iş ki bu, ne olacak sonunda?" diyenler, ben de bilmiyorum, sadece hoşuma gidiyor yazmak, senin de hoşuna gidiyorsa ne mutlu bana, sen okumaya, ben yazmaya devam...

bundan yaklaşık altı ay öncesine kadar markalara ait sosyal medya adreslerin yürütülmesinden, kampanyasından, reklamından sorumlu olduğum bir işim vardı. o zaman elimde sürekli telefon olması, tabletin yanımda açık olması, karşımdaki konuşurken bir yandan zaman tünelinde neler olmuş, bakmadığım saniyelerde demek, fütursuzca like tuşuna basmak bana çok normal geliyordu, çevreme de... 

şimdi ise, karşımda ki konuşurken elime telefon almaya utanır oldum, son zamanların mottosu "anı yaşa,odaklan" davranışlarının tam tersini yapmaktan, o andan internet hızıyla uzaklaşmaktan, kaçmaktan ve olmadığım yerlerde, beraber olmadığım insanların fotoğraflarına bakmaktan...üstüne üstlük kıyaslama psikolojisi en üst seviyede, gördün mü bak ilkokul arkadaşın genel müdür olmuş, orta okulda ki sıra arkadaşın amerika'da çılgın lüks bir hayat yaşıyor, hele bir de cumartesi akşamı evdeysen, herkesten çılgın eğleniyormuşcasına fotoğraflar yağıyor, eğlenmek için mi dışarı çıkıyoruz, fotoğraf çektirmek için mi, fotoğraflarda kocaman gülümseyip sonra ciddiyetle mi takılıyoruz partilerde... inan hiç birinin cevabını ben de bilmiyorum, üstüne üstlük ne zaman güzel bir elbise giydiğime inansam çevremde ki herkese yalvarıyorum, fotoğrafımı çeker misin diye, puflatırcasına,bıktırırcasına... ben de düzenli bir içerik sağlayıcısıyım, düzenin içindeyim.  




bitmesine sayılı gün kalan yılın, yapılacaklar kararlarında, odaklanmak en üst sıralardaydı. çözüm olarak ben bir süre cep telefonuna internet almadım, bir şey göstermem gerektiği zaman kelimelere sığındım en ince ayrıntısına kadar betimledim. yine fotoğraf çektim ama o an, o saniye, o büyüyü bozarak yüklemedim, eve gelmeyi bekledim, bazıları o an geçtikten sonra yayınlamak istemedim, masalsı tadı bana kalsın istedim, sakladım kendime... konuşmalara ve ayrıntılara daha çok odakladım, daha güldüm, daha çok kahkaha attım bende işe yaradı, bağımlığımı azalttım :) belki sende de işe yarar... bir başka yol ise, gittiysen arkadaşlarınla bir yere, koyuyormuşsun telefonları üst üste, masanın en orta yerine, başlıyormuşsun sohbete, telefonu ilk alan ise ödüyormuş tüm hesabı :) 

bu video da  bu yazının videosu olsun, yazıyı okuyan da yorum bıraksın, kendinin sosyal medya ile bağını anlatsın mı? :)

ben herkes mutlu olsun isterim,

öptüm,bye...

3 yorum:

Hakan Cebeci dedi ki...

Ben bir ara telefon bile kullanmamayı denedim. Çok gerekli durumlarda ankesörlü telefonlardan görüşmelerimi yaparım diye düşündüm. 3 ay uyguladım. Çok mutluydum fakat bir süre sonra arkadaşlarım beni bencillikle suçladı. 'Yani senin istediğin zamanlar mı ancak görüşebileceğiz?' dediler. Bizden o kadar mı nefret ediyorsun dediler dediler dediler. Sonuç olarak bu söylemlerden kurtulmak adına tekrar bir telefon edindim kendime. Anlaşılan kaçış bulunmamakta. Şimdi ki durum ise görüntülü görüşme yapabileceğim kameralı telefonlardan almam için baskılar devam etmekte ama bunun bir sonunun olması gerektiğini düşünmüyor değilim.

Chicky dedi ki...

Kesinlikle enteresan bir durum. İnternete , maillerimize vb. hesaplarımıza kolaylıkla ulaşabildiğimiz için işlerin aceleliği arttı , insanların sabrı azaldı. Ayrıca arkadaşlarla toplanılan bir ortamda sıkıldığımız an hemen telefona sarılıyor ve ortamdan uzaklaşıyoruz.

Adsız dedi ki...

bir cuma aksami evde otururken ve herkesi kendimle icten ice kiyaslarken iyi geldi yazin:)